İmpladent
İmpladent Ekibi
Dişhekimliğinde sterilizasyon ve tıbbi atık
Dişhekimliğinde kullanılan teknolojikler
Makaleler
İmpladent’ten Haberler
Eğitici Videolar
İnsan Kaynakları
İmpladent’ten Haberler
Türk Dişhekimleri Birliği Dergisi / Ekim 10, 2012
GERİ DÖN

Bir dişhekiminden Sağlık Bakanı’na açık mektup

 

Geçtiğimiz günlerde medimagazin.com’da ‘periferde çalıaşan bir dişhekimi’imzasıyla Sağlık Bakanı’na yönelik bir açık mektup yayımlandı.Söz konusu mektuba Sağlık Bakanlığı hizmet birimlerindeki uygulamalar,hizmet kalitesine verilen önem ve performans sistemi konusundaki çok yerinde eleştirileri nedeniyle yayımlıyoruz.

 

       Sayın Bakanım;

Aslında bu yazıyı doğrudan şahsınıza iletmek istemiştim.Ama maalesef 500 karakterle sınırlı mesaj kutusu değil meseleyi anlatmaya şöyle bir özet geçmeye bile yetmiyordu.Bilemiyorum belki bu yolla size ulaşmam mümkün olur,şayet bir şekilde elinize geçerse lütfen sabır göstererek sonuna kadar okuyunuz.Bilmenizi isterim ki maksadım ne şahsınızı incitmek ne de sağlığa verdiğiniz bunca emeği hormalaktır.Lakin,ağız ve diş sağlığı sunumunda her gün yaşadıklarım sırtıma bir vebal yüklemektedir,ve ben hesap günü söylediklerimiz kadar söylemediklerimizden de hesaba çekileceğimize inananlardanım.

       Öncelikle hakkını vermeliyiz ki ADSM binaları oldukça ferah,çoğu yeni bina.Yerler çoğunda granit ya da kaliteli fayans.Binaların hepsinde otomasyon uygulanıyor.Kapılardaki ekranlardan insanlar isimlerini takip edebiliyor.Geniş koridorlarda deri yüzlü oturaklar mevcut.Yazın klimalar,kışınsa ısıtma sistemleri oldukça tatinkar.Hemen her hekimin odası var.İstediğiniz hekime gidebiliyorsunuz.Hepsinde hafta sonu,bayram ve gece 24’e kadar nöbetçi dişhekimi var.Hatta bir çoğu 24 saat esasına göre çalışıyor.

       Hasta hakları birimi binanın en görülür yerine konuşlandırılmış.Birçok tabela ile de göremeyenler için işaret edilmiş.Zaten duvarlarda hasta haklarının yazılı olduğu birçok pano asılı duruyor.Hemen girişte barkot alırken gözünüze SABİM ve BİMER’in telefon numaraları çarpıyor.Koridorlarda hizmetli sayısının çokluğu dikkat çekiyor.Yerler sürekli temizlenip paspas ediliyor.Etraf mis gibi tertemiz.İçinizden evet diyorsunuz,işte sağlıkta devrim.

       Ben burada gönül rahatlığı ile tedavi olabilirim.Üstelik protezdeki küçük katkı paylarını saymasak her şey bedava.Ve bir kez daha dua ediyorsunuz Allah milletimize ve devletimize zeval vermesin diye.Sebep olanlardan Allah razı olsun deyip barkotunuzu alıyor ve üzerinde ismi yazılı olan hekimin kapısına yöneliyorsunuz…Tam burada bir durmak istiyorum.Peki böylesine kaliteli bir imaj çizen bu ADSM’lerden aldığınız hizmetin kalitesi nasıl acaba?

       Ne yazık ki,ADSM’lerde çekilen dişlerin en az %90’ı kanal tedavisiyle kurtarılabilecek dişler.Zaten az uğraştıracak gibiyse çekim bile yapılmıyor.Hemen bir reçete tutuşturuluyor hastanın eline.Senin diş apseli deniyor.Ne hikmetse hasta dört kutu antibiyotiği bitirdiği halde bir türlü geçmiyor şu apse de.Yapılan kanal tedavilerinin ise en az %50’si kural dışı yapılmış,eksik ya da taşkın kanal tedavilerinden ibaret…Yine yapılan iki yada üç yüzlü dolguların en az %50’si ara yüze taşmış yada altında çürük bırakılmış durumda.Bu dolgular daha ilk yılını doldurmadan düşmekte yada ağrı başladığından hastalar dişlerini çektirmekte.

       Kanal tedavisi ve dolgulardaki bu iddialarımın doğruluğu rastgele röntgen taramaları yapılarak pekala anlaşılabilir.Hareketli protezlerin birçoğu hiç kullanılmadan çöpe gitmekte.Yine yapılan seramik restorasyonların çoğu hem estetik açıdan hem de diş ve çevre dokusu sağlığı açısından sorunlu durumda.Diştaşı temizliği ise 1-2 dakikada yapılan daha doğrusu yapılıyormuş gibi yapılan bir işlem halini almış.Çocuklardaki koruyucu hekimlik uygulamalarının temelini oluşturan flor urgulaması ise çocuğun ağzına jelin pamukla şöyle bir değdirilmesinden ibaret…Fissür örtücü uygulamalarının çoğu bir sonraki günü görmeden diş yüzeyinden uzaklaşıyor…

 

       Ve insan kendine sormadan edemiyor.Böylesine mükemmel bir binada nasıl oluyor da bu kadar kötü hizmet veriliyor?İşte burada da şuur altı devreye giriyor.Zaten diyor insan,zaten bu doktorların hepsi hain,tek dertleri para.Devletim bana bunca imkan vermişken bunlar beni mahvediyorlar,bak bilmem kaçıncı kez geliyorum buraya,bir protezi bitiremediler,her gelişimde saatlerce beklemem de cabası,hepsini keseceksin bunların.Zaten kapıdan girerken yüzüme de bakmadı,bir güler yüz bile göstermedi.Devlet bunlara boşu boşuna 9-10 bin lira para veriyor diyor insanlar.Gözü kesen patlatıveriyor bir tane hekime.Gözü kesmeyen masa arkasından hakaretle yetiniyor…

       Tüm bunları okuduktan sonra şu soruyu sormanın zamanı geldi sanırım,ağız diş sağlığı hizmetlerine bunca kaynak aktarılmasına rağmen ortaya çıkan bu kalitesizliğin tüm sorumluluğu gerçekten hekimlerin mi?Yoksa kurgulanmış mevcut sisteminden daha verimli bir şey beklemek zaten hayal mi…Aslında fevkalade bir sistem kurulmuşken hekimler sırf ideolojik sebepler ve dinmek bilmeyen para hırslarıyla sistemi sabote ediyorlar.

 

       Sayın Bakanım;

Bana kalırsa ADSM’lerdeki bu kalitesizliğin beş temel nedeni var:

 

1-Sorunlu ağız diş sağlığı politikası.

2-Sorunlu performans uygulaması.

3-Sorunlu ihale uygulamaları.

4-Sorunlu idareci seçimleri.

5-Sorunlu hekimler.

 

       1-SORUNLU AĞIZ DİŞ SAĞLIĞI POLİTİKASI

Ne yazık ki mevcut ağız diş sağlığı politikamız halk ne istiyorsa onu verelim olsun bitsin anlayışından ibaret.Evet siyaset ve siyasetçi nihayetinde halka hizmet vermek için vardır.Hiç bir politika yapıcı halkın taleplerine duyarsız davranarak uzun süre orada kalamaz.Bu bir realite.

       Ancak vaat ettiğiniz hizmet kaynaklarınızı aşmaya başladığında önünüze iki yol çıkar,birincisi sınırlı kaynaklarınızı önleyici tedavilere ayırır ve maksimum kalite ile bu işleri yapmaya çalışırsınız.Tedavi çeşitliliğiniz azdır ama tedaviler tam ve kaliteli bir şekilde yapıldığında uzun dönemde ileri protetik tedavi ihtiyaçları düşeceğinden hem maliyet düşer hem halkın ağız sağlığı kalitesi yükselir.Ancak tedavi çeşitliliğinizin az olması bazı tedavilerin yapılmıyor oluşu memnuniyetsizlik riski taşır.

       İkinci olarak,sınırlı kaynaklarla her şeyi yapabileceğiniz iddiası ile –ki bu gün yapılan tam olarak budur-yola çıkarsınız.Halka her şeyi yapmayı vaat edersiniz.Siz klasik protezden hassas bağlantılısına,seramik krondan zirkona,hatta implanta kadar her şeyi sudan ucuz yaptığınızı söylersiniz.Ve  halk desteği de müthiştir.Ne de olsa her şey bedavadan biraz pahalıdır.İnsanlar akın akın hastanelerinize gelir.Belediyeler 10 dakikaya bir özel otobüs seferleri koymuştur artık.İnsanlar yıllardır aşırı pahalı olduğu için alamadıkları hizmeti bedava alabilmenin doyulmaz hazzını yaşamaktadır.

       Lakin bu talep patlaması inanılmaz bir kaynak gereksinimi de beraberinde getirir.Önce kaynak artırımıyla olayı çözmeye çalışırsınız ama nafiledir.Bu sefer ucuz malzeme arayışına girersiniz.Her şeyin en ucuzu nerede ise siz onu bulup getirirsiniz artık.Sırf ihaleye sunulmak üzere piyasada bir sürü ne idüğü belirsiz marka türer.Ama olsundur,ne de olsa hepsinin kağıt üzerinde şartname kuralına uygunluk belgesi vardır ya yeterlidir,aslında yetmese de…

       Peki kalite ne durumdadır derseniz,çok da önemli değildir.O malzeme ağza girdikten sonra bütün sorumluluk hekimin sırtına yüklenmiştir zaten.

 

       2-SORUNLU PERFORMANS UYGULAMALARI

Mevcut durumuyla performans uygulaması kaliteyi değil işlem sayısını esas almaktadır.Bu durum hekimleri kaliteli iş yapmak yerine puanı çok ve basit işler yapmaya itmekte,hatta bazı hekimler tarafından yapılmayan işlemler de görülecek açıkca suistimal edilmektedir.

       Mevcut performans sistemi çan eğrisi sistemi uygulamaktadır.Sistem,hekimlerin yarısını bu çan eğrisinin altında tutarak daha fazla çalıştırmayı ve daha az ödeme yapmayı hedeflemektedir.Birinci ayda bu çan eğrisinin altında kalan hekim ikinci ay kendini bu eğrinin üzerine atabilmek adına daha çok işlem yapmaya çalışmakta,olmazsa puanlarını şişirme yoluna gitmektedir.Bu hal her ay ortalamanın yükselmesine neden olmaktadır.Şöyle ki;sistem ilk uygulamaya konduğunda 24-25 binde tavan alınırken bugün tavan alabilmek için 45,hatta bazen 50 bin puan yapmak gerekmektedir.

       Sistem kurgulayacıları şunu diyebilir:İyi ya, biz de bunu hedefledik,hekimler maximum performans göstersin,çok hasta baksın,çok işlem yapsın.İyi,yapsın da,her şeyin bir optimal koşulu vardır.Bu aşırı zorlamalar sonucu bir saatte 10’un üzerinde dolgu ve kanal yapan 1-2 dakikada detertraj yapan hekimler türemiştir.

       Acaba sistemi kurgulayan kişiler bu işlerin sayısı kadar kalitesini de sorguluyorlar mıdır?Acaba bu sistem sayesinde girişimsel işlem sayısını şu kadar kat artırdık diyenler,mevcut sistem içerisinde yapılan dolguların,kanalların,protezlerin kaç yıl ağızda kaldığıyla ilgili bir araştırma yapmışlar mıdır?Mesela yapılan kanal tedavilerinin radyograflarını alıp şöyle bir baksalar yüzde kaçına gönül rahatlığıyla olmuş diyeceklerdir.Ya da iki-üç yüzlü dolguların yüzde kaçında diş eti uyumu gerçekten başarılıdır.

       Yoksa tüm bunlar karşısında kafalarını kuma gömüp hastane personeli marifeti ile doldurulan hasta memnuniyet anketleriyle mi alınmaktadırlar ve Sayın Bakanı bu uydurma anketlerle mi yanıtmaktadırlar?

 

       3-SORUNLU İHALE UYGULAMALARI

Öyle zannediyorum ki ihaleden maksat kaliteli malzemenin daha ucuza alınmasır.Lakin mevcut ihale yasası ile durum en ucuz malzemenin alınması halini almıştır.Mevcut durumda kaliteli bir malzemenin alınması neredeyse imkansızdır.Özellikle sarf malzemesinin durumu içler acısı bir haldedir.

       İhaleye sunulan evrakların çoğu hiçbir denetimden geçmemiş ve tamamen ürün üzerinde yazılan bilgilerin peşinen doğru olduğu kabul edilerek hazırlanmıştır.Hiçbir bilimsel kurul bu malzemenin gerçekten üzerinde yazan özelliklere sahip olup olmadığını incelememiştir.

       Hal böyle olunca da daha hastaneden çıkmadan düşen dolgular,normal bir yemekte ortadan ikiye ayrılan protezler,yumuşacık bir lokmayla metalinden atan seramik kaplamalar ortaya çıkmakta ve hekimin de hastanenin de imajı beş paralık olmaktadır.

 

       4-SORUNLU İDARECİ SEÇİMLERİ

Aslında mevcut durumun bu kadar kötü olmasına rağmen bu kadar uzun soluklu olmasında ki en önemli etken mevcut idareci seçimleri olmuştur.

       Sağlık Bakanlığı sağlıkta dönüşümü hızlandırabilmek adına hastane yönetici kadrolarının gelirlerinin artırarak yönetici kadrolarının koltuğunu cazip hale getirdi.Böylece o koltukta oturan kişi mevcut gelirden vazgeçemeyeceği için her koşulda yukarıdan gelen emirleri en hızlı ve en sert şekilde uygulayacaktı.Böylece hekimlerin direnci de daha kolay kırılacaktı.Nihayetinde kırıldı da.

       Lakin bir şey daha oldu:Hastane yönetimleri o koltukta daha uzun süre kalabilmek adına periferdeki bütün sorunları halının altına süpürerek yukarıya hep güzel raporlar sundular.Durum öyle bir hal aldı ki,arada sorun var demeye cesaret edene ”bak şu kadar yerde sorun yok da bir sende mi var;öyleyse sen başaramıyorsun,in bakalım oradan,biz başaracak daha iyi birisini getireceğiz” dendi…

       Zaman sistemin arızalarını yukarıya bildirerek çözüm üretme zamanı değildi artık,zaman sessizce o koltukta oturup mevcut ranttan daha çok nemalanma zamanıydı.Öyle ki,yıllarca parti ile gönül olduğu bilinen insanların dahi en küçük yapıcı uyarılarında üzerlerinden geçildi.Adeta aforoz edildi.Ne yazık ki idareci seçimlerinde liyakat,sadakata kurban edildi…

 

       5-SORUNLU HEKİMLER

Şöyle geriye dönüp baktığımda sistemi en çok da etki ve ahlaki değerlerden uzak hekimlere yaradığı görüyorum.Onlar sistemden çok memnunlar.Öyle ya da böyle her ay tavandan döner alıyorlar,yaptıkları işlerin kaliteli ya da kalitesiz olması gerçekten endikasyonun olup olmaması kullandığı malzemenin niteliği vs,bunların hiçbiri ama hiçbiri onları ilgilendirmiyor.Nasılsa her şeyin bir kılığı var ve kılığına uyduğu sürece sistem onları asla açık etmiyor…

       Çalıştığım hastanede şöyle bir bakıyorum da birkaç hekim arkadaşım istisna,tavandan alan hekimlerin çoğu mesleki uygulamalar ve etik değerler olarak ortalamanın çok altındalar…

 

       Sayın Bakanım,

Yukarıda da arz ettiğim gibi maksadım ne sizi incitmek ne de bir şeyleri açık etmek.Ama artık birisinin yüksek sesle “kral çıplak” demesi gerekiyor.Yine de bu yazdıklarımı bir internet sitesine koymak yerine bizzat size iletebilmeyi arzu ederdim.Fakat mevcut bürokrasi bunu yapmayı nerdeyse imkansız kılıyor.Şayet yazı sitede yayımlanırsa sahada çalışan biri olarak kendimce çözüm önerilerimi de sunmaya çalışacağım.

Arz ederim.       

 

Link: http://www.tdb.org.tr/tdb/v2/yayinlar/TDBD/131sayi.pdf 

 

Copyright © 2010 İMPLADENT Hakkımızda |Galeri |Uzmanlık ve Tedavi Yöntemleri |Çocuk Bölümü |İletişim
WEB SİTEMİZİN AMACI, "Site içeriğinde bulunan bilgiler bilgilendirmek içindir, bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.”